Karikatür: Selçuk Erdem
Atom Kışı, Karbon Yazı arasında bir hayat;
Elinden tuttuğumuz çocuklarımıza övgüyle göstereceğimiz ne var diye düşündüğümde aklıma bir şey gelmiyor.
Onlara eskilerin güzelliğini anlatırken, geleceği kendi ellerimizle hazırladığımızı kendimize itiraf edemiyoruz.
Toprağın dostluğunu çoktan unutmuşuz. Gökyüzünün sonsuzluğu ise şehrin ışıklarına hapsolmuş.
Geçmişe göre ilerde miyiz?
Binlerce yıl, yüzyıllar, ya da on yıllar öncesine göre?
Ne değişti? Duygularımız, isteklerimiz, arzularımız, hatalarımız?
Bizi insan yapan iyi ya da kötü sahip olduğumuz herşeyi
önümüze koyduğumuzda daha iyiye giden nelerimiz var?

 

Daha kolay ulaşılabilir bir sürü hayatın nimetine rağmen,

saf olana, doğal olana özlem niye?

Bu kadar baş döndürücü hıza rağmen, bir nefes sakinliği

aramak niye?

 

Ya geleceğimiz, kim kazanacak?

Gücünün deliliğini dünyaya atom kışı ile yaşatacak birileri mi çıkacak?

Ya da dünyayı gözgöre göre öldürüp karbon yazına götüren birileri mi?

Ya da umutlarımız mı kazanacak?

 

Başkasının ölümü hep uzak gelmiştir bizlere.

Ateş bize düşmedikçe yakmamıştır, yaksa da çabuk unutulmuştur acısı.

Eriyen buzul parçası üstünde açlığa mahkum olan kutup ayısı ne kadar

dayanmıştır? Yağmur ormanları ne tarafa düşer? Hani şu dünyanın akciğerleri olan.

Ya da kanı çekilmiş aç Afrikalı’nın resimlerine bakan ruhu çekilmiş şehir insanı ne kadar pay çıkartıyordur kendine?

 

Sorma zamanı gelmedi mi?