• Loading...


    Loading...

    Login






    Register | Lost password?

    Register





    A password will be mailed to you.
    Log in | Lost password?

    Retrieve password





    A confirmation mail will be sent to your e-mail address.
    Log in | Register
  • Sayfalar
    Etiketler
    Kategoriler
    Kulağa küpe
    Meksika Atasözü
    Akıllı kimdir? Herkesten öğrenen. Kuvvetli kimdir? Hırslarını yenen. Zengin kimdir? Halinden memnun olan.
    Meksika Atasözü

    Archive for Mart, 2009

    Bakmak, Görmek, Görememek.

    Salı, Mart 31st, 2009


    Bu videoyu izlediğimde düşündüğüm şuydu. “Hayret nasıl da kaçmış gözümden”
    Şimdi ise şunu düşünüyorum, olup biten herşeyin farkında olmak gerekli midir?
    Bizim sorunlarımıza, ya da sorunlarımıza cevap olacak olanı farketmek yeterli midir?

    Ya da sorulanın dışına çıkıp sorulmayını da farketmek ne kadar gereklidir.

    Sizce hangisi? Soruya cevap bulmak mı? Herşeyin farkında olmak mı?

    Hayata dair herkesin özeti aynıdır.

    Salı, Mart 31st, 2009

    Bir öykü vardır;
    Bir zamanlar doğuda çok akıllı ve bilgili bir hükümdar varmış.
    Bu hükümdar, yeryüzünde yaşayan insanlara ilişkin her şeyi bilmek istiyormuş.
    Vezirlerini yanına çağırmış ve:
    -Bana dünyadaki tüm ulusların tarihini yazın, geçmişte ve şimdi nasıl
    yasadıklarını, hangi savaşlara katıldıklarını ve çeşitli ülkelerde gelişmiş iş ve
    sanat kollarını anlatın!” diye buyurmuş.
    Ve onlara beş yıl süre tanımış.
    Vezirler önünde saygıyla eğilmişler.
    Sonra krallıktaki akıllı adamların en akıllılarını bir araya toplamışlar ve
    hükümdarlarının dileğini iletmişler.
    Beş yıl sonra vezirler sarayda tekrar toplanmışlar.
    -Büyük hükümdarım, dileğiniz yerine getirildi! Dışarıya bakarsanız
    isteğinizin karşılandığını görürsünüz… demişler.
    Hükümdar hayretle gözlerini açmış. Sarayın önünde sonu ufukta kaybolan bir
    deve kervanı duruyormuş. Her devenin sırtında iki dev heybe ve her heybenin
    içinde de, marokenle güzelce kaplanmış on büyük cilt varmış.
    -Bu nedir? diye sormuş hükümdar.
    -Bu dünya tarihidir, diye yanıtlamış vezirler.

    -Buyruğunuz üstüne bilge kişiler beş yıl durmadan çalıştılar!

    -Benimle alay mı ediyorsunuz? diye kükremiş kral.

    -Ömrüm bunların onda birini bile okumaya yetmez! Söyleyin kısa bir tarih yazsınlar. Ama tüm önemli olayları içersin.

    Ve onlara bir yıl daha süre vermiş.

    Bir yıl geçmiş ve yine kervan sarayın önünde durmuş. Bu kez yalnızca on deve boyundaymış

    ve her devenin sırtında iki heybe, bunların içinde de on cilt kitap varmış.

    Kral çok öfkelenmiş.

    -Bugüne kadar tüm ulusların yaşadığı yalnızca en önemli olayları

    yazmalarını söyleyin onlara. Ne kadar süre isterler?

    Akıllı adamların en akıllısı öne çıkmış ve:

    -Yarın efendim. İsteğinize yarın kavuşacaksınız, demiş.

    -Yarın? diye yinelemiş hükümdar şaşkınlıkla.

    -Çok iyi. Ama beni aldatıyorsanız başınızı yitireceksiniz!

    .Sonunda mavi gökyüzünde güneş yükselmiş, uyku çiçekleri tüm

    büyüleyicilikleriyle açmışlar ve hükümdar bilge kişiyi yanına çağırtmış.

    Yaşlı bilge elinde ufacık bir tahta kutuyla içeri girmiş.

    -Ey ulu hükümdarım, tüm insanlık tarihinde yaşanmış en önemli olayları

    burada bulacaksınız, demiş kısık bir sesle.

    Kral kutuyu açmış. Kadife bir yastık üstünde küçük bir parça parşömen

    duruyormuş. Ve orada tek bir cümle yazılıymış:

    “Doğdular, yaşadılar ve öldüler.”

    Öykü aslında hayata dair herkesin özetinin aynı olduğunu söyler.

    Farklılık göstermeksizin.

    Doğum ve ölümde eşitlenir insanlar. İstisnasızdır.

    Birbirimizden tek farkımız, öldüğümüzde “farkındalıkla” yaşadıklarımızdır.