• Loading...


    Loading...

    Login






    Register | Lost password?

    Register





    A password will be mailed to you.
    Log in | Lost password?

    Retrieve password





    A confirmation mail will be sent to your e-mail address.
    Log in | Register
  • Sayfalar
    Etiketler
    Kategoriler
    Kulağa küpe
    Japon Atasözü
    Yalan dört nala gider. Doğru ise adım adım yürür, fakat yine de vaktinde yetişir.
    Japon Atasözü
    Haziran 15th, 2009Author: admin


    Yıldızlar kadar çok düşlerim olsun isterim
    Kimisi bana yol göstersin
    Kimisi göz kırpsın
    Kimisi de kaysın gerçek olsun Devami ------>

    Mayıs 27th, 2009Author: admin


    Bir rivayet;
    Adaletiyle meşhur Nüş-ı Revan-ı Âdil; atına binip arazide dolaşırken, sıcaktan hararet basmış ve boğazı kurumuş. Su ihtiyacını giderecek ve kendisine ferahlık verecek bir şeyler yeme, içme ihtiyacı duymuş. Etrafına bakınırken, bir nar bahçesi görmüş. Devami ------>

    Nisan 30th, 2009Author: admin


    Kolay yetişmeyen, yetişmesi uzun süren, sabır isteyen bir ağaç gibi.
    Zamanla kök saldıkça, zamana daha çok direnen, daha sağlamlaşan. Devami ------>

    Nisan 16th, 2009Author: admin

    Devami ------>

    Nisan 14th, 2009Author: admin


    Şapkacı yine Alice’e dönerek ”Bilmeceyi hala çözmediniz mi?” diye sordu.
    Alice ”Hayır, boşuna, çözemeyeceğim” dedi. ”Yanıtı nedir?”
    Şapkacı ”Benim de bildiğim yok” dedi.
    Mart Tavşanı ”Benim de” diye ekledi.
    Alice içini çekerek ”Zamanınızı böyle yanıtsız bilmeceler sorarak harcayacağınıza daha yararlı bir şey yapsanız” dedi.
    Şapkacı ”Sizin de zaman hakkında benim kadar bilginiz olsaydı, öyle onu harcamaktan filan söz etmezdiniz dedi.
    Alice ”Ne demek istiyorsunuz, anlamadım” dedi.
    Şapkacı, alay edercesine başını şöyle bir kaldırarak, ”Doğal olarak anlamazsınız” dedi. ”Hatta belki ömründe bir kez olsun zamanla konuşmamışsındır.” Devami ------>

    Nisan 10th, 2009Author: admin

    “Arkeolojik kazı yapılırken kepçelerin sokulmak istendiği Yenikapı Marmaray istasyonu inşaat alanında 8 bin 500 yıllık mezar bulundu. Bunun, bilinen en eski İstanbullu olduğu belirtildi.”
    Bir haber… Devami ------>

    Nisan 5th, 2009Author: admin

    Karikatür: Selçuk Erdem
    Atom Kışı, Karbon Yazı arasında bir hayat;
    Elinden tuttuğumuz çocuklarımıza övgüyle göstereceğimiz ne var diye düşündüğümde aklıma bir şey gelmiyor.
    Onlara eskilerin güzelliğini anlatırken, geleceği kendi ellerimizle hazırladığımızı kendimize itiraf edemiyoruz.
    Toprağın dostluğunu çoktan unutmuşuz. Gökyüzünün sonsuzluğu ise şehrin ışıklarına hapsolmuş.
    Geçmişe göre ilerde miyiz?
    Binlerce yıl, yüzyıllar, ya da on yıllar öncesine göre?
    Ne değişti? Duygularımız, isteklerimiz, arzularımız, hatalarımız?
    Bizi insan yapan iyi ya da kötü sahip olduğumuz herşeyi
    önümüze koyduğumuzda daha iyiye giden nelerimiz var? Devami ------>

    Mart 31st, 2009Author: admin


    Bu videoyu izlediğimde düşündüğüm şuydu. “Hayret nasıl da kaçmış gözümden”
    Şimdi ise şunu düşünüyorum, olup biten herşeyin farkında olmak gerekli midir?
    Bizim sorunlarımıza, ya da sorunlarımıza cevap olacak olanı farketmek yeterli midir? Devami ------>

    Mart 31st, 2009Author: admin

    Bir öykü vardır;
    Bir zamanlar doğuda çok akıllı ve bilgili bir hükümdar varmış.
    Bu hükümdar, yeryüzünde yaşayan insanlara ilişkin her şeyi bilmek istiyormuş.
    Vezirlerini yanına çağırmış ve:
    -Bana dünyadaki tüm ulusların tarihini yazın, geçmişte ve şimdi nasıl
    yasadıklarını, hangi savaşlara katıldıklarını ve çeşitli ülkelerde gelişmiş iş ve
    sanat kollarını anlatın!” diye buyurmuş.
    Ve onlara beş yıl süre tanımış.
    Vezirler önünde saygıyla eğilmişler.
    Sonra krallıktaki akıllı adamların en akıllılarını bir araya toplamışlar ve
    hükümdarlarının dileğini iletmişler.
    Beş yıl sonra vezirler sarayda tekrar toplanmışlar.
    -Büyük hükümdarım, dileğiniz yerine getirildi! Dışarıya bakarsanız
    isteğinizin karşılandığını görürsünüz… demişler.
    Hükümdar hayretle gözlerini açmış. Sarayın önünde sonu ufukta kaybolan bir
    deve kervanı duruyormuş. Her devenin sırtında iki dev heybe ve her heybenin
    içinde de, marokenle güzelce kaplanmış on büyük cilt varmış.
    -Bu nedir? diye sormuş hükümdar.
    -Bu dünya tarihidir, diye yanıtlamış vezirler. Devami ------>

    Şubat 21st, 2009Author: admin

    FARKINDALIK:
    Gerek Nasreddin hoca bilgeliğinde, gerekse uzak doğu Zen öğretilerinde en önemli yaklaşım hayata ve olaylara seyirci kalmaktan çok katılmaktır. Yaşanan fakat sözle anlatılamayan varlığı anlamak mümkün müdür? Çünkü anlamak için kavramlara gereksinim vardır ve kavramlar da sözlerle aktarılır. Gerçek anlamda anlamak katılımla olur. Gözlem yaparak da anlarız fakat o analitik (ayırımcı) anlama şeklidir. Yani, dialektik (ikilemli) mantık kullanılarak anlama metodudur. Bu tür anlama insanı yüceltmez. Onun benliğinde değişiklik yapmaz.
    Oysa ki, “katılımcı-anlama” metodunda kavramlar kesin çizgilerle ayrılmış değillerdir. Her kavram bütünün bir parçasıdır ve karşıtı ile iç-içe geçmiş durumdadır. Katılımcı anlamanın metodu sentetiktir (bütüncüldür), mantığı da hem-hem mantığıdır. Sentetik anlama metodu tamamen öznel olup her şahsın kendi kapasitesi ve yeteneği oranında olur (Bakınız Farkında olmak başlıklı yazım). Herkesin katılabilme ve olayları yorumlama kapasitesi farklıdır. Bu bakımdan herkesin anlama düzeyi de farklı olmaktadır. Tam olarak anlayabilmek için 3 farklı düzeyde gelişmiş olmak gerekir.
    1. Birinci düzey bilgi düzeyidir. Anlayabilmek için öncelikle bilgi sahibi olmak gerekir. Bilgi dıştan elde edilir ve gözleme dayanır. Okulda öğrendiklerimiz, ailemizin bize öğrettikleri ve genel olarak hayatta okuyup veya dinleyip öğrendiklerimiz gözlemleyerek elde ettiğimiz bilgi sınıfına girer. Bilginin getirdiği anlayış akıl ve dialektik mantık yardımıyla olur.
    2. İkinci düzey sezgi düzeyidir. Bu düzeyde anlayış içten gelir ve katılımcı olmayı gerektirir. Sezgisel anlayışta hisler ve duygular büyük rol oynar. Bu tür anlayış için akıl ve mantık gerekli değildir. Hatta hiç mantığa gerek yoktur. İnsan sezgisel olarak bir anlayışa varır ama bu sezgileri sözle ifade etmek mümkündür. Devami ------>